80 - NEDEN BÖYLE OLDUM ? !
- saybars06
- 10 Şub
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Mar
Vallahi kabahatim yok. Tanrının bir lütfudur, (ana-baba' dan başlayarak) bizi hep zamanının ötesinde, kupon, sıra dışı insanların içine attı, bir araya getirdi, karşılaştırdı. Biz de ona göre yoğrulduk, şekillendik. Derdim ne mi? Bunu anlatmak zor, zira yanlış anlaşılmak mümkün ve bu sıkıntı yaratır ama kaçınılmaz, yeri gelince söylerim..... Kız kardeşimle Ankara'da, Cebeci Ortaokulu'nda okuyorduk, 11-12 yaşlarındaydık... Ders aralarında, yani teneffüslerde, bahçeye çıktığımızda hoparlörlerden daima klasik müzik eserleri, çoğunlukla Straus' tan valsler çalardı. Onlarca eser o zamandan hafızamıza kazınmıştır. Şüphesiz pek çok öğrencinin klasik müziğe ilgisini çekmiştir. ( Kardeşimle ben babam dolayısıyla bu tür müziğe aşinaydık, yabancısı değildik.) Bu saygıdeğer insan, iş olsun diye, baştan savar gibi hep aynı plakları döndürmez, büyük bir çeşitlilikle, seçerek özenle yapardı bunu...Gerçek bir eğitimci olduğu su götürmez müdürümüz Sayın Hamdi Özveren nurlar içinde uyusun, vizyona, misyona bakar mısınız? Yıl 1953... İşte bu gibi insanlar nesilleri ilerilere taşıyabilir. Ben de O'nun adını tam 70 yıl sonra (bu sebeple) unutmamış olarak, anarak biraz layık olduysam ne mutlu! Görür gibiyim, açık başlı, beyaz saçlı, yele kaşlı, karizmatik bir beyefendiydi. Hem ruhunuzu işliyor yüceltiyor hem müzik kültürümüze temel atıyordu. O'na çok şey borçluyuz. Eğitimciler, müdürümüz gibi ''sıra dışı'' insanlar olmalı, sıradan değil. Sayın Özveren bizim için bir şanstı Biz üç kardeştik, içine doğduğumuz aile , Balkan göçmeni olarak zamana göre belli bir aydınlanma seviyesini aşmıştı. Ayrıca yine Balkanlar'a mı atfetmeli onu bilemem ama iki tarafta da bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji, sorumluluk bilinci ve çalışkanlık vardı. Annem Edirne Kız Muallim Mektebi mezunuydu. Bakanlıktan sık sık takdir alan bir öğretmendi. Ve öğretimde tam tedrisat uygulanırken, evinde de her gün zamanla yarışır, 4 çeşit yemekten taviz vermezdi. Ben babama ''Fransız eğitiminin şaheseri'' derim. Bu övgü öncelikle Fransız eğitim sisteminedir. Malzeme iyi ama şekillendiren onlar. Nasıl bir donanım, nasıl bir formasyon! Orta eğitimini Fransız ekolüne bağlı olarak eğitim veren Yeldeğirmeni'nde ki ''KADIKÖY SULTANİSİ'' n'de tamamlamış olan sevgili babamız hareketin sağlıkla yakın ilişkisi, beslenmenin yaşla ilgisi, Psikolojinin başarı ve mutluluktaki rolü gibi, her türlü başlık altında çocukluğumla beraber kendisinden duymaya başladığımız bedensel ve ruhsal sağlığa ait konuları toplum ancak yıllar sonra (70'li yıllardan sonra) televizyon Türkiye'ye gelip yaygınlaştıktan ve halk öncelikle eğlence programlarına doyduktan sonra sıra sağlığa geldiğinde öğrenebilme şansına erişti. Biz bütün o kıymetli bilgileri zaten yıllar önceden babamızdan öğrenmiştik.. En basiti, evde haftada bir gün sakatat günü olurdu. Babam, hepsinden tadımlık alır, ''niye yemiyorsunuz babacığım?'' dediğimizde '' 40 yaşından sonra sakatat yemek doğru değildir'' diye başlardı. Bu gerçekten siz kaç yaşında haberdar oldunuz?... Babam evde dolaşırken yumuşak, tatlı tenor sesiyle onların zamanının ünlü tenoru Beniamino Gigli' den parçalar söylerdi. Özellikle de George Bizet' nin ''İnci Avcıları'' operetinin ünlü aryasını çok güzel söylerdi.. o günkü gibi, aynı hazzı duyarak kulaklarımda tekrarlanır... (50'li yılların başları) Yine o yıllarda (insanlar mutlu olmak için birbirlerine daha çok ihtiyaç duyup her fırsatta bir araya gelmek için bahaneler yaratırlarken,( henüz avuçlarında teknoloji yokken) haftada bir-iki, sıraya bakılmaksızın neşeli, mutlu aile yemekleri olurdu. O yemekler hep çok mutlu, keyifli geçerdi...İnsanlar bu günküler gibi, birbiri için 2-3 kap yemek yapmayı külfetten saymazdı, sık sık beraber olurduk...Teyzem, Ankara Devlet Konservatuvarı şan bölümü mezunuydu. Onunla yetinmemiş, üzerine Fransa'ya eğitime gitmiş, Ritmik Dans öğretmeni olarak, öğrencisiyken ayrılıp gittiği Ankara Devlet Konservatuvarına öğretmen kadrosunda görev alarak dönmüştü... O yemeklerde, sofra faslı sona erdiğinde tatlı soprano sesiyle Verdi'nin Aida operasından, Tosca operasından ve Puccini'nin Madam Butterfly operası'ndan Madam Butterfly'
ın aryasını v.s. söylerdi: Eniştem ise, teyzem ile tanışıp evlendiği İsviçre' de okurken bir diplomayla yetinmemiş hem maden , hem kimya mühendisi olarak dönmüştü...Çocukları da ağaçtan uzağa düşmemiş, Erkek kuzenimiz Oxford' da Felsefe okumuş döndüğünde Boğaziçi Üniversitesi kürsüsü' nü kurup başına geçmişti...Kız kuzenimiz ise Cambridge Sosyoloji 'yi bitirmişti. Ben size daha ne diyem?! Bunlar övünülecek şeyler ama biraz sıkılarak yazdım valla... Hatta biraz tırpanladım bu yüzden.. Yine o yıllarda ( 1952 ) evimizde, iki kardeşimin ve babamın çaldığı bir piyanomuz da vardı. (Vallahi, annem ve ben elimizi sürmedik.) İki elle Beetoven'in ''Ay Işığı Sonatı' nı çalan ve bunu kendi başına nasıl başardığını bilemediğim erkek kardeşim delikanlılığında, ODTÜ' de okurken, konser verecek düzeyde klasik gitar çalardı. Evde piyano, gitar sesi eksik olmazdı... iki kız kardeş biz de naçizane mandolin çalmış, konser bile vermiştik ilkokulda. Müzik yoğun bir biçimde hep hayatımızda oldu. Böyle bir ortamın insanın ruhunu yonttuğuna, incelttiğine inanıyorum. Müzik ve onunla beraber spor her çocuğun hayatında olmalı... Hem ruh hem beden gıdasını almalı... Sevgili babamız sırayla binmeye mahkum olmayalım diye spor imkanını , özgürce, keyfimizce yaşamamız için üçümüze de ayrı ayrı bisiklet ve paten almıştı. Kız kardeşime tekerlekli paten, erkek kardeşime siyah İngiliz malı, araba gibi gösterişli, ağır, siyah bir bisiklet almıştı. Benim bisikletim de yeşildi, Çekoslovak malıydı. Bisikletlerimiz 28 tekerlekti...Bu günkü gibi trafik yoktu. Yollar, caddeler, hepsi bizimdi...Dünyaya geç gelenler! Ne yazık , bütün güzellikleri kaçırdınız... Teselliniz, kaçırdıklarınızın ne kadar önemli, ne kadar değerli, hayata tat katan şeyler olduğundan bihaber olmanız. Bunun için Tanrıya şükretmelisiniz. Bilmemeniz inanın daha hayırlı... Övünmekse övünmek ... Madem bizim elimizde de övünecek bunlar var, övünelim... Devam edelim... Benim bütün bu yazdığım nitelikler, donanımlar, eğitimler bugün artık her evde, neredeyse her ailede var. Ben size 50 ' li yıllardan bahsediyorum. Yani 75 yıl öncesi başlamış, yaşanmış. Bu sebeple, yani tarihinin eskiliğinden dolayı ilginçtir. ''Övünülesi''dir. Biz kız kardeşimle aynı sınıftaydık, 40 kişilik sınıfta ikimizden başka (çocukların kimlik karneleri vardı, öğretmenler sene başında öğrencinin kimlik, kişilik bilgilerini, ailevi durumunu sorgulayarak doldururdu) annesi çalışan yoktu. Yoktu yani, kadınlar iş hayatında YOK tu ... Bizim annemiz, o zamanlar övünülesi bir meslek olan ilkokul öğretmenliğinin başarılı ve fedakar bir mensubuydu. Ne kadar acıdır ki, bundan 40 yıl sonra, bir kuşağın yücelttiği, mensubu olmaktan gurur duyulan ''Cumhuriyetin öğretmenleri '' itibarını kaybetmişti. Artık öğretmenlik dudak bükülen bir meslekti. Bizzat yaşadım. 1986'da Marm. Üniversitesi'nde Rehb. Psi. Dnş. okurken Eğitimin ilk günü sınıfta toplanıldığında özellikle kızlar, bölümün adından olsun bir çağrışım yapamamış ki sınıftaki hoca'ya ''biz mezun olunca ne olacağız'' diye sordular. Hoca ''öğretmen '' deyince resmen yıkıldılar. Şok, İsyan, itiraz , bağırış çağırış, sonunda, kadermiş gibi razı oldular... Aklınızı kullansaydınız, seçerken araştırsaydınız keşke, oyun değil ki bu! Orada, öğretmenliğin kredisinin tükendiğini hayretle gördüm, öğrendim... Meslekleri yücelten o mesleğin çalışanlarıdır... Evet, müstesna bir ana-babanın evladı olarak dünyaya gelmek en büyük şansımızdı ...Kavga, gürültü bizim hiç yaşamadığımız şeylerdi. Herkes bize gıpta ile bakardı...Saygı sevgi dolu, demokrat bir ailede , mutlu, mesut yaşadık. Böyle bir ortam, tabiatıyla kişiliğimizde huzur ile başlayarak çok olumlu izler bıraktı... Babamız, ülkemizin çok önemli bir değeri olan, KİT ( Kamu iktisadi Teşekkülü) diye anılan MKE Kurumu'nun muhasebesinin hesap uzmanı'ydı.. İyi kazanıyordu, hiç bir şeyde gözümüz kalmadı.. Ailemizin her bir bireyine, varlıklarıyla bizlere kattıkları manevi değerler , güzellikler için binlerce teşekkürler. Sevgiyle, minnettle anıyoruz. Hem yaşattıklari, hem bıraktıkları değerler için... Nurlar içinde olsunlar! Hoşcakalın


Yorumlar